28 Şubat 2016 Pazar

Yine Yeniden YGS


Okul = Evimiz

Hele bir de üniversiteye geçtiğinizde bunun ne anlama geldiğini daha da çok anlayacaksınız.Çünkü uyuma haricinde çoğu zamanınızı üniversitede geçireceksiniz.Korkutucu bir şey gibi gözükse de kimine göre  güzel bir şey.

Hayallerimiz,hayatlarımız,tutkularımız = Seçtiğimiz bölümler , seçtiğimiz okullar
Belki zorla seçtiğimiz , belki ailemizin baskısıyla kabul ettiğimiz belki de tüm içtenliğimizle sevip kabul ettiğimiz bölümlerimiz.Ama her ne olursa olsun istersek sevelim istersek zorla bu bölümleri yazalım mezun olduktan sonra bölümlerimizin yakınından uzağından alakalı olmayan işler yapabileceğimiz hayatımız...
En iyi arkadaşlar , sinir bozucu insanlar , merhaba arkadaşlıkları , sınıf arkadaşları...
Sevdiğimiz öğretmenler, hayran kaldığımız ilham aldığımız öğretmenler, disiplinli öğretmenler...
Sıkıldığımız dersler , dört gözle beklediğimiz dersler , bitse de kurtulsak dediğimiz dersler , kulaklıkla müzik dinlediğimiz oyun oynadığımız dersler , öğretmenin sesini kaydedip tüm dikkatimizi derse verdiğimiz zamanlar...
Test - klasik olmasını istediğimiz hatta hiç mi hiç olmamasını istediğimiz sınavlar, süresi yetişmeyen sınavlar , sınavda boş boş etrafa baktığımız saniyeler , öğretmenin başımızda beklediği sınavlar...
Ne giysem acaba , böyle olsa beğenir mi , saçım nasıl oldu , nasıl etkileyebilirim onu , sen her halinle güzelsin cümleleriyle geçen sohbetler...
Haftalar önce planlanan organizasyonlar , arkadaşlarla buluşmalar , kahveler , selfie çekimleri Özçekimler :)
Sabah ile akşamı ayırt etmeden çalıştığımız o günler , sabah evden çıkıp akşam eve geldiğimiz günler,haftalar,aylar yıllar...(Mesela sabah 5'te uyanıp akşam 9'da geldiğimiz günler..)

Üniversitede bunlar ve benzer şeyler yaşayacaksak eğer , sevdiğimiz bölümün , içimize sinen okulun peşinden gitmeliyiz diye düşünüyorum.Ben öyle yaptım.Benim üniversite seçimimde kaderin de büyük bir payı vardı ama tabii ilk önce insanın istemesi.İstemesi ve üzerine gitmesi.Bunu yaparken de tüm hayallerinizi yanınızda tutmanızı isterim.Bazı insanlar olmayacak diye hayal kurmaz ya da korktukları için kurmazlar.Ben her ne şartta olursak olalım hayal kurmaktan yanayım.

YGS Sınavı yaklaşırken  hepimizin iyi bildiği ama yine de yazmak istediğim 2 ufak tavsiye var ;

Stres , ya yapamazsam , ya olmazsa dediğimiz zamanlar..İşte o zamanlar yapacağımız varsa da yapamıyoruz.Ben bunu en son  hazırlıktayken yaşadım.Bildiğim halde yapamam korkusuyla bildiğim konular hakkında konuşamadım.Ve bölümde de sunum yaparken heyecanıma yenik düştüm ve bildiklerimi unuttum.Ama aslında hepsi aklımdaydı.Yani diyeceğim şudur ki , evet aileniz sizden bir şeyler bekliyor, komşular yiyip içmiyor sınavı kazanıp kazanmadığınızı merak ediyor.Ama en önemlisi sizin soğukkanlılığınız, sizin kendinize güvenmeniz,sizin neler hissettiğiniz.Evet belki heyecan belki stres hissediyorsunuz ama bunları düşünmeden önce derin bir nefes alın ve gözlerinizi kapatarak olmak istediğiniz yeri düşünün..Düzenli bir şekilde çalıştıysanız tabii ki de iyi yerlere gelirsiniz.Ama çalışmadıysanız ve son haftalara bıraktıysanız bunun için bir şey söyleyemem.Ama belki de başarırsınız bunu kimse bilemez siz bile..
Ben bunu yapabilirim. Kendinizle konuşun.Sizin en iyi dert ve sevinç ortağınız yine sizsiniz , bunu unutmayın. Kendinizle konuşun , içinizi dökün..Ben yapabilirim deyin.Hayallerinizi , tutkularınızı gözünüzde canlandırın ve her zaman aklınızda bulunmalarını sağlayın. 
 Unutmadan bir de , Vakıf okullarının bursluluk başvuruları oluyor.Yurt dışında öğrenciler nasıl kabul mektubu yazıp , referans gösteriyorlarsa burada da öyle oluyor.Onları denemenizi öneririm.

Sevgiler..
Gizem


30 Aralık 2015 Çarşamba

Bu blog yazısı , yeni yıl için hatırlatmalar içerir.


Yazmayalı bir hayli oldu.Mezuniyet , sınav telaşı , kazandım mı kazanamadım mı derken giden psikolojim mi desem , yoksa mezun olduğum dönem tekrardan okula başlamam ve tatil yapamayaşımdan dolayı çöküşüm mü desem ne desem...Okumayı seviyorum , yazmayı seviyorum , okulumu seviyorum ama mezuniyetten sonra 1 hafta bile tatil yapamadan sinir stresle geçen bir yazdan sonra okula başlamak gerçekten de insanı çöktürüyormuş.Ya da ben çok koşuşturuyorum , her gün bir kampüsten diğerine gidiyorum o yüzden.Ama işte bu koşuşturmacalar sonunda insan kendisini de unutuyormuş.Zamana yetişebilmek için kendimizi unutuyoruz ki bu benim her zaman aklımda olan ve yapmamaya çalıştığım bir şey olmasına rağmen mecbur yapıyorum...
Böyle girişte direkt negatiflikten girdim ama aslında bu seferki blog yazımın amacı 'Bak bir yıl geride kaldı bu yıl kendini fark ettirmenin vakti , kendini geliştirmenin ve etrafına ışık saçmanın , gülümsemelerini ve diğer insanlara yardımlarını yayma vakti.! '
Her zaman yazdığım ve yazmaya da devam edeceğim önerilerimi yeni yıl için tekrardan yazdım çünkü bunlar hiçbir zaman değişmiyor ve evet artık yenilerini eklemeliyim. :)

1-Yıllardır değişmeyen bir öğüt ; Kitap okuyun.O kitap kokusunu içinize çekin.O sıcaklığı bir yaşayın.Kağıtlarda yazılı olan olayları gözlerinizde canlandırın.Ve Kur'an-ı Kerim'in ilk emri olan OKU'yu unutmayın.
2-Bu yıl projeler üretmeye bakın.'Ben kimmm proje üretmek kim ? ' diyenler elbet olur.Ben de buralara geleceğimi hiççç düşünmezdim ama ne oldu bak şimdi ? Bir gün bir cesaret geldi ve o gün bugündür yavaş da olsa ilerliyorum.Cesaret kırıcı sözlerin arkasında saklanıp kendinize haksızlık etmeyin.
3-Bu dönem kendimden hiç beklemediğim kadar tembellik yaptım , tabii bunu arkadaşlarıma söyleyince benimle alay ettiler ama onlar da alıştılar artık benim ders ve ödev tutumuma.Ama tembelliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu bu yaşımda bir kez daha öğrendim.Yeni yılda tembel olmayalım , Tembellik Pişmanlıktır !
4-O kadar çok teknoloji bağımlısı olduk ki evdeki sevdiklerimizi dahi görmez olduk.Ah bu Twitter'ın gözü kör olsun! Aslında suçlu onlar da değil.Sorun bizim aşırı kullanıyor olmamız ve bunu bir süre sonra aşırıya kaçırıp , kendimizi , sevdiklerimizi unutmamız.Belki ailemizle daha az zaman geçiriyoruzdur.Sonuçta işe,okula gidiyoruz ve toplu taşıma araçları olsun ya da kişisel arabalarımız , ellerimiz hep telefonda.
5-Sevin ! Sevmek çok güzel şey.Hoşlandığınız kişiyi , gökyüzünü , yıldızları,çiçekleri,kuşları,denizi,ailenizi,kendinizi sevmeyin sakın unutmayın.
6-O ne der , bu ne der diye kendinizi kısıtlamayı bırakın.Tabii çok uçuk şeyler de yapmayın ama kendiniz olun ve başkalarının düşüncelerini kafanıza takacak kadar kendinizi strese sokmayın.Demesi kolay yapması epey zor olabilir ama hayat neşesinizi bir yakaladınız mı bunu kolaylıkla başarırsınız.!
7-Ve en önemlisi de Şükretmek... Her ne olursa olsun , ne zaman olursa olsun Şükredin.

Sevdiklerinizle mutlu , huzurlu ve sağlıklı güzel yıllar dilerim...


                                                                                                      Gizem YILDIZ

31 Ekim 2015 Cumartesi

Yurt Dışı Eğitim Tavsiyeleri

Yurt dışında okumak hemen hemen her öğrencinin hayalleri içerisinde vardır.Tanımadığımız yerlere gitmek , tanımadığımız insanlarla tanışmak , yabancı bir dilde konuşmak , tecrübe kazanmak , dünyayı tanımak !
Peki ama yurt dışında okumak kolay mı ? Ya da gidebilmesi , kazanılması kolay mı ? Benim açımdan her ikisi de zor.Öncelikle yüklü bir miktar paranız olmalı.Paramız var diyelim , peki ya sonrası ? Tabii ki de yabancı dil.. ! Çok iyi bilinmese de orta ve ortanın bir tık iyi düzeyi olabilir.Öyle ' ya derdimi anlatabildiğim kadar biliyorum ' deyip de giderseniz o iş yalan olur.Peki paramız ve yabancı dil bilgimiz var.Şimdi yurt dışı eğitimine nasıl başvurabiliriz ?
Bunun için size sunabileceğim 2 öneri var.Aslında daha fazla olabilir ama benim aklımda olan ve daha öğrenci canlısı gözükenler bunlar.
1- ERASMUS :Erasmus öğrenim hareketliliği, yükseköğretim kurumu öğrencilerinin bir akademik yıl içerisinde eğitimlerinin bir veya iki dönemini Avrupa Birliği üyesi bir ülkedeki anlaşmalı bir yükseköğretim kurumunda gerçekleştirmesidir.Size bir miktar hibe verilir ve bunların verilmesi iki aşamalı olabilir.Mesela bizim okuldaki %80 öğrenim görürken kalanı da Türkiye'ye döndükten sonra veriliyordu.Şahsen Erasmus için 2.5 yıldır aralar vererek çalışıyorum ve iki kez sınava girdim.İkisinden de geçerli bir not alamadım çünkü siz ' okulda İngilizce gördüm ben ' dersiniz ama sınavdaki kelimeleri görünce bakakalırsınız.O yüzden size tavsiyem eğer Erasmus gibi değişim programlarıyla yurt dışına gitmek istiyorsanız kolaydan zora , zordan en zora gidecek şekilde kelimeler ezberleyin.

2-FULBRİGHT. : Programın hakkımızda kısmındaki yazının ilk satırı her şeyi anlatıyor.
Fulbright Programı, Amerika Birleşik Devletleri’nin en prestijli burs programıdır. Fulbright ile hem fakültede hem de Meslek yüksekokulunda okurken yararlanabilirsiniz.Yani burs kazandığınızda okulunuzu illa ki dondurmanız gerekiyor ama buna değebilir :) .Ankara'da ya da İstanbul'da mülakatlar ve sınavlar yapılıyor , ona göre burs alıyorsunuz.Ayrıntılı bilgilerine şuan sahip değilim ama eğer internet sayfasına göz atarsanız daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz.Benim mezuniyetime denk geldiği için başvuramamıştım ama hâla aklımda.Fulbright ile ciddi anlamda burs veriliyor ve eğer doğru hatırlıyorsam geri ödemiyorsunuz.

Sizlere önerebileceğim tavsiyelerim bunlardı.Burada siz de para ödüyorsunuz ama burs da alabiliyorsunuz.O yüzden gayet güzel programlar.Yurt dışında okumak , o anı yaşamak çok güzel bir duygu ama o anları yaşayabilmeniz için birikiminiz olmalı.Bu para da olur dil eğitimi de olur.Size tavsiyem ister bu programlar ile gidin ya da gitmeyin , yine de birden fazla yabancı dil öğrenin.Lisede okuyun ya da üniversite 1 ve 4 hiç fark etmez kendinizi yenilemeye ve bir şeyler öğrenmeye bakın.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Meslek yüksekokulu Algısı

Arkadaşlar merhaba  , bugünkü yazımda bir yanlış düşüncenin altını çizmek istiyorum.Meslek yüksek okulları hakkında sayısız yorum var ve bunların hemen hemen hepsi olumsuz yönde.Evet Meslek Yüksekokulları iki yıllık bir eğitim imkanı sağlıyor , evet puanı yetersiz olan öğrenciler gidiyor , evet fakülte kadar değiller...Ama bunu da unutmamak gerekiyor ki , Meslek yüksekokulunu kazanan öğrenciler başarısız değil.Şöyle ki değiller  ,öğrenciler  ister liselerinde olsun ister sınavda olsun belli bir puan yapıyorlar ve ona göre bu okulları kazanıyorlar.Sonuçta , meslek yüksekokulları da tüm öğrencilere eğitim imkanı sunamıyor.
Meslek yüksekokullarındaki eğitim daha çok pratiğe dayalı oluyor.Bu da ezberi ortadan kaldırabiliyor.Program yazabiliyorsunuz , beyanname doldurabiliyorsunuz , led ışıklarını kullanarak elektronik alanda yaratıcı şeyler yapabiliyorsunuz..
Öte yandan ne yazık ki fakülte mezunu olan arkadaşlarımız da işsiz , meslek yüksekokulu okuyanlar da yüksek lisans yapanlar da...Karamsarlıktan nefret ederim ama her zaman gerçekçi olmaktan yanayım.Hangi okuldan mezun olursanız olun , dereceniz ne kadar olursa olsun kendinizi geliştirdiğiniz kadarsınız.Tabii ki size, hadi meslek yüksekokuluna gidin demiyorum.Sadece yanlış düşünülen bu fikri değiştirmek , doğruyu göstermek istiyorum.

Her seferinde bunu paylaşıyorumBen meslek lisesindeki 'Kazanamazlar' algısını, meslek yüksekokullarındaki 'İki yıllık okuldan bir şey olmaz' algısını değiştirmek istiyorum.

Oturduğum mahalledeki en kötü meslek liselerinden birine gittim.Ezberci rejime karşı yenik düştüm ve okul hayatımı ezbere dayadım.Okul derslerim güzel olmasına rağmen  üniversite sınavına çalışmadım.Son yıl çalışayım dedım Matematik'i yapamıyorum diye umutsuzluğa kapıldım , eşit ağırlığı yarıda bırakıp sözele geçtim ama yine de olmadı,yapamadım..Üniversiteleri 12 sınıftaki stajımda araştırdım.Merdivene oturup teker teker üniversiteleri aradım ve ilk aradığım okula gittim.Kendimi başarısızlığa o kadar çok kaptırmıştım ki kazanabileceğimi sanmıyordum.Bunun yüzünden  %100 bursum tuttuğu halde onun  yerine %50 yazarak üniversitemi kazandım.Okulumu çok sevdim ve kazandığım ilk günden bu yana hep çok çalıştım , başarmışken bırakmamak için , babamın emeklerini boşa çıkartmamak için...Ve sonucunda da hiç beklemediğim bir anda bölüm ikincisi olduğumu öğrendim.Bu , başarısızlık duygusuna kapılmış bir öğrenci için o kadar güzel bir başarı ki..Mezun olurken de hem bölüm hem de Meslek yüksekokulu 2.si oldum.Okula giderken her defasında hayalini kurduğum şeylere benzer bir hayat yaşadım.O kürsüye çıktım , rektörümüzle selamlaştım , el sıkıştık ve plaketimi aldım.Hayallerim hayal olmaktan çıktılar , gerçek oldular.Şimdi okuldan kazandığım 2.lik bursumla fakülte eğitimime devam ediyorum.

Şimdi bu yazdıklarım, bir meslek lisesi öğrencisinin başarısı.Şahsen bir şeyler başardığıma inanıyorum.Meslek lisesi ve Meslek yüksekokulunda okuyan arkadaşlardan ; "Sen başarısızsın , ben başarısızım , yapamam , gelecek umudunuz yok  vb.sözlerini,  düşünceleri kafalarından atmalarını istiyorum.Çünkü hepimiz değerliyiz ve istediğimizde , çabaladığımızda her şeyi yapabiliriz.İmkansız gelen hayallerimizi gerçekleştirebiliriz.! Tekrar yazıyorum , bunu sakın unutmayın. Hangi okuldan mezun olursanız olun , dereceniz ne kadar olursa olsun kendinizi geliştirdiğiniz kadarsınız.Karamsar ve korkak olmayın.Projelere imza atın , çalışmalara katılın , yeni çevreler edinin , konferanslara katılın , bilgi sahibi olun.Devlet - Vakıf hiç fark etmez , siz farkınızı ortaya koyun.

27 Eylül 2015 Pazar

Ödev psikolojisi



    Ödev ,  4 harf tek kelime olmasına rağmen biz öğrenciler için çok büyük bir şey olarak algılanıyor. Ödev denilince hep bir can sıkıntısı , bıkkınlık hissi oluşuyor. Bu düşünce ilkokuldan üniversiteye kadar da sürüyor.Peki ödeve karşı neden böyleyiz ? Bu kelimeye karşı olumsuz bir algı oluşmuş.Ama şahsi görüşlerimi sizinle paylaşmak isterim.

Ödevin öğrenciler tarafından benimsenmesi için ilk olarak kendilerini tanımaları , hayat amaçlarını bilmeleri , hayallerini düşünüp, olayları doğru tartmaları gerekiyor.  “Ben ne yapıyorum ? , Ne istiyorum ? “ gibi soruları kendilerine sormaları gerekiyor.Amacını doğru belirleyen bir birey sorumluluklarını da bilir.Sorumluluklarını bilen öğrenci de ödevi ödev olarak değil , hayatı olarak görür.Günü kurtarmak için kopyala yapıştır bir ödev yapmaz , elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır , son güne bırakmaz.

Ödev,  zorunlu gibi görünen ama sevgi ile yapılan bir şeydir.(Benim açımdan)

Asıl hatayı , ödevi zorunlu olarak görüp düşüncelerimizi ona göre şekillendirerek yapıyoruz.Ama bu noktada bilinçlendirilmek de önemli.Şuan kaç milyon öğrenci ödevi zorunlu olarak görüyor ve ezbere, isteksizce yapıyorlardır ve bunun sonucunun hayatlarını nasıl etkileyeceğini tam olarak bilemiyorlardır.Çünkü ödeve ve derslere değil , okula gelip arkadaşlarıyla vakit geçirmeye odaklanıyorlar.Halbuki , ödevlerini severek ve isteyerek yapsalar , bunun sosyal medyadan ya da dizilerden daha önemli olduğunu anlasalar çok daha iyi olmaz mı ? Bu bilinçlendirilme çok önemli.Çünkü çocuğa doğru ya da yanlış olanı öğretmekten ziyade , yapmadıkları için kızıyoruz.Peki bu çocuk niye yapmıyor ? Daha erken yaşlarda o öğrenci ile sevgi dolu , akıl vermekten ziyade tavsiye niteliğinde bir sohbet edilebilse o çocuk daha mutlu bir öğrenci olabilir.

 Bir ödev , başarı merdiveninde bir adım daha atmaktır.O merdiven de kolayca çıkılmıyor. Azim , öz güven , hayaller ve daha fazlası şart.Bunlar için de sorumlulukların yerine getirilmeleri gerek ama zorunlu olarak değil , severek ve isteyerek.Zaten hayal gücünüzü kullandınız mı ödev ödevlikten çıkar , bundan emin olun.Çünkü bizim sistemimizde hayal etmek yoktur ama ödevler vardır.Öğrenci okul , ders , ödev , sınav dörtlüsünü her gün gördüğü  ve zorunlu olarak hissettiği için bıkar ve hayal etmeyi bile unutur.Unuttururlar.O yüzden siz siz olun , hayal kurun , onlardan vazgeçmeyin ve oluncaya kadar ilerlemeye , çalışmaya gayret edin.

 Bir de öğrencilerin aklında olan diğer konu => Bu öğrendiklerimiz hayatımızda ne işe yarayacak ?
      
Açıkçası bunun cevabını ben de tam olarak bilmiyorum.Bizleri elemek için gerekli olan bir sistem olarak düşünüyorum.Ama derslerde öğrendiklerimiz illaki hayatta karşımıza çıkıyor.Anne ve babalarınıza sorabilirsiniz.En basitinden ; anneniz yemek yaparken ne kadar malzeme koyacağını bilir ,  sıcaklık soğukluk derecesini iyi hesaplar.Babanız maddi durumunuzu hesaplarken matematik kullanır.Şemalar çizilir bir bakmışsınız geometriye bile girmişsiniz. Diğer dersler de aynı şekilde.Mesela yabancı dili siz ezber yaparsanız yandınız.Çünkü çalışma hayatınızdaki en büyük gerekliliklerden biri ve birden fazla istiyorlar.


Uzun lafın kısası , bu hayatta iyi yerlere gelmek istiyorsanız ipleri daha erken iken elinize alacaksınız ve çalışacaksınız.Yok efendim torpil yapıyorlar , yok bizim ülkede bir şey olmaz demeyin.Öğrenci arkadaşlarımız her şeye rağmen pozitif olsunlar ve bu önemli yıllarını oturarak , tembellik yaparak geçirmesinler.

Sevgilerimle

                                                              Bol Bol Sevgi İle

26 Eylül 2015 Cumartesi

Üniversiteyi kazananlara tavsiyeler

                                                                                                                                         27.09.2015
                                                                              
     
               
Üniversiteli genç !  Öncelikle tebrik ederim , yıllardır çalıştın çabaladın ve bir üniversiteye yerleştin.Herkes gibi ben de sana ufak öneriler vermek isterim.Ben vakıf üniversitesinde okudum , okuyorum.O yüzden yazdıklarımın bir kısmı belki sana uzak gelebilir yani sen öyle düşünebilirsin ama inan ki öyle olmayacak. (Bir madde dışında. J )
  1.  İlk olarak bir kutlama , tebrik vs. illa ki olmuştur.Ailen , arkadaşların , sevdiğin kutlamışlardır.Ama biz kendi kendimizi tebrik etmeyi  unutabiliyoruz.Sonuçta bunu sen kazandın , evet ailen seni okutmak için büyük çaba sarf etti ama ilk önce onları sonra da kendini kutla.
  2.  Koridorda , sınıfta , merdivenlerde sana bakan insanlar fazlaca olacak.Öncelikle kendini yabancı hissetme.Atılgan ol , konuş , çevre edin , kendini tanıt.
  3.  İstersen vakıf okulunda oku , istersen devlette hiççç fark etmez  lütfen derslerde not al.Benim gibi not vermeyen arkadaşların olur , sonra vize ve final haftasında can çekişme.Benden de bir tavsiye ; ne kadar bencil gözükse bile , notlarını kimseye verme.Yardımcı ol ama armut piş ağzıma düş misali hopp diye yaptığın ödevleri – tuttuğun notları kimseye verme.
  4.  Eğer derslerini aksatmayacağını düşünüyorsan okulda işe başla.Hemen git ve iş başvurusunda bulun.Bu devlet okullarında oluyor mu bilmiyorum ama ara, araştır ve bulmaya çalış.Ben çok istemiştim ama derslerime odaklanamam diye istememiştim.Ama şimdiki aklım olsa bir saniye bile düşünmeden başvurumu yapardım. 
  5. Derslerde ön sıralarda otur , öğretmenini dikkatlice dinle , notunu al ve parmak kaldır.Bu tartışmasız ilk okuldan beri bizlere söylenen şeyler.E tabii insanların bir bildiği var ki diyorlar.Süs çiçeği , biblo gibi oturmayalım derslerde.Diğer öğrenciler de bir şey diyecek diye susup oturmayın.Mesela benim aklıma bir şey takılsın ya da hoca bir şey sorsun direkt sorar, cevabımı veririm.
  6. Kim ne demiş , ne düşünmüş , ne olacakmış mış mış...Bunları kafayı takarsanız ilk olarak ; erken yaşlanırsınız , ikinci olarak okul hayatınızı zehir edersiniz.Benden tavsiye..Hatta yine kendimden örnek vereyim.Bundan seneler önce , İşletme dersinde sunum yapacaktık.Hepimize bir süre verildi ama bazılarımız yapmadığı için o süre değişti.Hatta sıralama değişti.Sıram olmadığı halde atladım.Neden derseniz ilk olarak öğretmenim dediği için ikinci olarak da “ne kaybedebilirim ki ?” diye düşündüğüm için.Ama ufak bir sorunum vardı…Bir önceki akşam ön dişimi kökten kırmıştım ve aşırı derecede komik görünüyordum.Ama ben o kürsüye çıktım , hazırlıksız ve ezbersiz…Zaten daha ilk kelimemde büyük bir kahkaha koptu.Ben sinir stres tabii.Ders bitti ben merdivenlerde ağlıyorumm..Sonra hocama bir daha yapmak istediğimi söylediğimde “ Hayır gayet iyiydi , ağlama “ demişti.İşte ben o gün hem dostluk nedir onu anladım , hem de ne kadar şanslı olduğumu.O yüzden insanları kafayı takmayın dostlarım , onlar zaten sizi eleştirmek için bir şeyler bulacaklar.Siz siz olun kendi iç sesinizi dinleyin.
  7.  Eğer vakıf okulunda okuyorsanız , burs durumunuz ne olursa olsun bölümde ilk 3 içerisinde olmaya çalışın.Bunu hırsla değil de kendi isteğinizle yapın.Ben derslerime her zaman çalıştım , sınavlarımdan yüksek notlar aldım ve emeklerimin karşılığını Bölüm ve Okul 2.liği ile aldım.Hatta bursun olduğunu ilk başlarda bilmiyordum sürpriz olmuştu.
  8.   Eğer iki yıllık bir okuldaysanız hiç üzülmeyin.İnsanlar iki yıllık okulları dışlıyorlar , ben de bir zamanlar üzülüyordum.Ama sonra okuyunca , neyin ne olduğunu anlayınca bir önemi kalmadı benim için.Çünkü milyonlarca insan aynı bölümlerden mezun oluyor.İster 2 ister 4 yıllık bir fakülte olsun.Farkı siz yaratacaksınız.Artık nasıl yapacağınız size kalmış ama benden tavsiye yeniliklere açık olun.Bir şeyler deneyin . çabalayın , kendinizi geliştirin.Ama zorlayarak değil isteyerek.
  9. Yabancı dil olmazsa olmazlarımızdan.İki yıldır İspanyolca kitabım kitaplıkta beni bekliyor.Artık o kadar yılın tozu birikti üzerinde.Siz siz olun benim gibi tembel olmayın.Açın okuyun.
  10.  Hayalleriniz olsun.Ben hayal etmeye çokkkkk geç başladım.Siz bu hatayı yapmayın.Bunu 3 yıldır tekrarlıyorum.Ulaşabileceğiniz hayalleriniz kadar ulaşamayacağınız hayalleriniz de olsun.Kim bilir belki bir gün gerçekleşir.! 


Evet bu önerileri büyükkk ihtimalle zaten biliyordunuz ama yakın geçmişte bunları yaşayan biri olarak tecrübelerimizi sizinle paylaşmak istedim.Ben sosyal girişimci olmak istiyorum , aynı zamanda öğretim görevlisi adayı , aynı zamanda uzunnn ve her tarafı camlı olan şirketlerde çalışmak istiyorum.Çok şey istiyorum ama bir tanesini yapacağım.Hayallerimi fazlasıyla erteledim ama geçen yıl Edebiyat dersimde hocamızın işlediği konu sayesinde tekrar bi canlandım , yapmak istediklerimin üzerinden geçtim.Bakın bir ders bile ders çıkarmanızı sağlıyor. J Siz siz olun , kendinizi bırakmayın ,  her zaman bir şeyler ile uğraşın.Size akıl vermekten ziyade bir arkadaş tavsiyeleri bunlar. 


Sevgilerimle



                                                                       Bol Bol Sevgi İle

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Şans/Nasip

Şans nedir sizce ? Şanslı mı doğulur yoksa sonradan mı elde edilir ? Peki ya siz şanslı mısınız ? Geçen günlerde arkadaşıma 'Şansa bak ! ' dediğimde 'Şans' yok 'Nasip' var demişti.O günden beri şans/nasip hakkında düşünüyorum.
Mesela dört yapraklı yoncayı şansın simgesi olarak düşünüyoruz.Peki ama neden ? Nadir bulunduğu için mi ? Bir bitki nasıl hayatımızı değiştirebilir ? Ya da nasıl bize şans getirebilir ? Evet kendimize göre şans getirdiğine inandığımız eşyalarımız var.Benim de var.Mesela bilekliğim.Onu hiçbir zaman çıkartmam.Kopsa hemen yaparım , uyurken bile çıkarmam..Bir şansını görmedim ama seviyorum.Sanırım sevdiğimiz yerlerden sevdiğimiz şeyler alınca ya da onu taktığımızda istediklerimiz olunca bize uğur getireceğine inanıyoruz , mutlu oluyoruz.Olmalıyız da ! Ama en önemli şey dua etmek.Dua etmeden yaşamak mümkün mü ki ? Bırakalım kolyeleri , bileklikleri , dört yapraklı yoncaları dua edelim.
Nasip/şansın diğer bir yanı ise istediğimiz şey olunca şanslıyız , olmayınca isyanlardayız.Bana kalırsa bu nankörlük.Önce çalışıp çabalayacaksın , sonra tevekkül edeceksin.Olursa olur , olmazsa olmaz.Olmasını elbet çok isteriz ama olmaması da bir ihtimal..Dua ederken en hayırlısını diliyoruz  ama sonra bir şey oluyor ve isyan etmeye başlıyoruz. İsyan ile ilgili sözler aradığımda bunu buldum.Ne kadar da doğru söylemiş Abdullah bin Mübarek ;
Abdullah bin Mübarek Hazretleri, huzuruna gelen birine;
“Allah-ü Teâlâ’ya isyan ederek, O’nu sevdiğini söylemen acâibdir. Eğer sevgin doğru olsaydı, O’na itaat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itaat eder” buyurmuştur.
Yani diyeceğim şudur ki ; Şans ya da nasip denilen şey doğuştan da gelebilir sonradan da elde edilebilir.Ailesinin birikimi vardır , yatları katları vardır ,çocuk kendini şanslı hisseder hatta biz de 'Ne şanslı çocuk' deriz.Ama bu , çaba sarf edilip de kazanılmış şey kadar güzel gelmez insana.En azından benim için öyle.Engellere takılıp çabalamayı ve yapıncaya kadar da devam etmeyi seviyorum.Siz siz olun , şanssızım diye üzülmeyin.Neyin ne zaman geleceği belli olmaz.Siz çalışın çabalayın ve dua etmeye devam edin.Olmadığında isyan etmeyin.Yaradan size hayatınızın en güzel hediyesini verecektir.