Bazen hayatımıza format atıp yeniden başlamak isteriz.Bunun bize daha iyi geleceğine inanırız.Yeni eşyalar, yeni yerler, yeni işler , yeni arkadaşlıklar tanırız.Bir zamanlar yarım bıraktığımız işlere tekrardan başlarız.Ama bu sefer tüm planları yaparak...İlk hedefimiz olmaz ise ne zaman B planını uygulayacağımızı iyi hesaplarız.
Her insan kendini iyi hissettirecek şeyler yapmalı.Evet Sosyal Medya'da bu sözleri sık sık tekrarlıyoruz ama yapıyor muyuz sizce dersiniz ? Ben pek öyle sanmıyorum ama yapanların olduğuna da inanıyorum.Edebiyat derslerinde genelde birçoğumuz sıkılır.Bir anda çok fazla bilgi yüklenir.Ama ben nedense üniversitedeki Edebiyat derslerim boyunca hep beynimi,düşüncelerimi yeniledim.En sonki dersimizde "neden ben bunları yapıyorum ? " sorusunu sıkça sordum kendime.Nazım Hikmet anısına yapılan 105. yaş etkinliğini derste dinlerken çok duygulandım.O nasıl bir şiir nasıl bir söyleyiştir. !
Lise öğrencilerinin eğitimleriyle ilgili psikolojilerini düzeltmek için proje yapmaya başlamıştım.Hem önüme çıkan engeller hem de insanların buna çoçuk işi olarak bakmaları yüzünden yarım bırakmıştım.Ama o şiirden sonra o kadar çok yanlış yaptığımı anladım ki.Ben kendim için düşünmemiştim o projeyi ,öğrenciler için düşünmüştüm.Tam da şiirdeki konu ! İşte o zaman yarım bıraktığım için pişman oldum ve evet beynimi formatladım , tüm o kötü düşünceleri kafamdan attım ve olumlu düşünmeye başladım.Olumlu düşününce gerçekten de kendiniz için değerli şeyler oluyor.Sadece kendimizi ve çevremizdeki insanları düşünmeyelim.Binlerce hatta milyonlarca insan var , insanlık için bir şeyler yapmaya başlayalım.!
Diğer bir konuya gelirsek, kullandığımız telefon ya da tabletleri formatladığımız gibi ara sıra kendi iç dünyamızı da yenilemeliyiz.O kötü düşüncelerimi beynimizden atmalıyız ve yenilerine&güzellerine yer vermeliyiz.
Sık sık konudan konuya atlıyorum ama eğer düşündüklerimde bir bağ bulursam hiç çekinmeden yazıyorum.
İyi hafta sonları !
Gizem YILDIZ
8 Mayıs 2015 Cuma
26 Mart 2015 Perşembe
Bahar gelmiş hoş gelmiş.
Evettt.. Mart'ın sonralarına Nisan'ın ilklerine doğru yaklaşırken nihayet Bahar geldi diyebiliriz..Aslında her mevsimin bir güzelliği var ama en çok yazı seviyoruz sanırım.Yani çevremdeki insanlar yazı çok seviyorlar ama kıştan da korkmamak lazım.(Hasta olmak haricinde)
Yaz ya da Bahar .. Bu mevsimlerde daha çok yenilenme,kendimizi geliştirme,arınma isteklerimiz oluyor.Hem güzel havanın verdiği bir enerji hem de artık mevcut olanlardan sıkılıp yeni şeylere yer açma duygusuna kapılıyoruz.İnsanın kendini motive etmesi,yeniliklere açık olması güzel şey tabii.Çünkü her şey beyinde ,insanın iç dünyasında bitiyor.
Madem bahar geldi , hoş geldi , o zaman kendimize daha çok zaman ayıralım.Hatta detoks ile başlayalım.
-Beyin detoksu: Geçmişte ne olduysa , neler yaşandıysa onları öncelikle bir kabul edelim."Evet onlar yaşandı ve kabul ediyorum.Bunların üstesinden gelebilirim ve düşünmeden yaşayabilirim" demeli insan.Siz kabul ettiğinizde beyniniz de kabul ediyor ve sizin isteklerine göre hareket ediyor.Aslında unutmak istediğiniz şeyleri bir mühdet düşünmediğinizde beyniniz onu otomatikman siliyor.Yani ben mesela , sevmediğim kişilerin isimlerini ve nasıl konuşmamızı bitirdiğimizi ne kadar düşünsem de hatırlayamıyorum..
Gelelim diğer bir konuya.Olumsuz düşünceleri aklımızdan çıkarmak.! "Ben yapamam,başaramam,çok sıkılıyorum,yanımda kimse yok,bak onlar ne güzel eğleniyor," vs. diyerek kendi kendinizi yersiniz. Daha denemeden, nasıl bileceksiniz yapamayacağınızı ? Zoru görünce kaçan insanlarız.En azından birçoğumuz öyle.Zor ise başaramayız diyoruz.Önceleri yaşadığımız olayları düşünerek.Ama bu ile önceden yaşadığımız aynı değil.İlk olarak zaman farkı var.Belki yapılacak iş farklı belki karşımızdaki insanlar... Aynı şeyi farklı zamanlarda yaptığımızda farklı sonuçlar alabiliriz,tecrübelerimiz artıyor.O yüzden yapamam değil , elimden gelenin en iyisini yapacağım demeliyiz.
-Beyin detoksunu şurada bir köşede bırakıp çevremizdeki insanlardan ve eşyalardan arınalım.Eskimiş eşyalar,gereksiz hırdavatlar artık bi çöpe gitmeli.Daha sonra insanlar...Ne dersek diyelim karşımızdaki kişiler bize kötü söz söyledikleri zaman kafamıza çok takıyoruz.Ben de çok düşünen ve kafama takan bir insanım.Fakat insan hayatının ne kadar önemli olduğuna dair olaylar yaşayınca , kimsenin ne dediğine çok takılmıyor.Yani ben öyle yapıyorum.İki kez kanser belirtisi hissettiğimden beri karşımdaki insan ne derse desin sinirimi kontrol edebiliyorum ve hiç düşünmeden o kişiyi hayatımdan çıkarabiliyorum.
Neyse en en en önemli noktalardan biri de anı yaşamak.İstediğimizi yapmak.Hayallerimizi gerçekleştirmek.Dakikaları , saniyeleri düşünmeden , yetişememe korkusu olmadan yaşamak.
İşte baharın ve yazın en çok sevdiğim noktası bu.Okula ya da staja giderken güle eğlene gidiyorum.Hava mükemmel,tak kulaklığı kulağına azıcık sen mırıldan sonra mutluca yürü.Ben genelde bunu Bağdat Caddesinde yürürken yapıyorum ve arada kendime gülüyorum,ağaçlara kuşlara bakıyorum,havayı içime çekiyorum.Güldüğümde kimse bana "Neden gülüyorsun ?" diye sormuyor.Bu dünyada bu kadar çok kısıtlanırken özgürce yürümek en sevdiğim şey !
Ama dakikalara , yetişememe korkusuna geldiğimizde ben de sinir olmuyor değilim.Çünkü onları düşünürken , zamanın keyfini yaşayamıyoruz,çevremizdekilerden haberdar olamıyoruz.Odak noktamız gideceğimiz okul,toplantımız, işimiz oluyor.Ben okula her gidişimde yeni yerler, mekanlar keşfediyorum.Evet kendime de şaşırıyorum bazen..
Ve son olarak , ertelemeyelim artık.
Açalım camımızı , perdelerimizi havayı içimize çekelim.Evimizi havalandıralım.Hem ev pozitif enerji ile doluyor hem de bizim içimiz.,
Bugün yazdıklarım benim düşüncelerimdi ve doğruluk payı kendimce vardı.Siz örneklerinizi daha çok çoğaltabilirsiniz.
Bahar geldi , hoş geldi.Hava muhteşem ötesi.Somurtmayı,stresi,kötü düşünceleri ve diğer olumsuz şeyleri bir sandığa kapatıp denize atalım.Gitsin bizden uzak dursun hepsi.
Evet sizin için güzel bir şarkı da ekledim.Mutlu hafta sonları !
18 Şubat 2015 Çarşamba
Mutluluk , üzüntü , sevinç , korku , hayaller ve sürprizler içeren 2,5 sene
Bir an gelir kendinizi çıkmazda hissedersiniz.Köşeye sıkışmış , yapabileceğiniz şeylerin olmadığını düşünürsünüz.Belki biraz pişmanlık olabilir."Neden daha iyi yapmadım ? Neden iyi olmadım ? " diye..Sonra aylarca bunu düşünürsünüz."Olmayacak" dersiniz."Kesinlikle olmayacak...Olmazsa ben ne yaparım... ? " Yaza kadar bunu düşünürsünüz.Tüm hayatınız buna bağlı.Geleceğiniz , yaşam biçiminiz , yapacaklarınız....
Ağustos gelir.Beklediğiniz sonuçlar açıklanır.Ağlamaklı bir gülümseme beliriverir yüzünüzde.Belki bir sevinç çığlığı patlayabilir.Herkes gözlerinizdeki ışıltıyı o mutluluğu hissedebilir...
İşte ben tüm bunları üniversiteyi kazandığım yılın yaz mevsiminde yazdığım defterde okudum.Tabi şimdi daha bir edebiyatlaştırdım fakat duygular aynı.Okuduklarınız 2012 yılına ait şeyler.Yıl şimdi 2015 ama o heyecanım hâla yerinde duruyor , hâla mutluyum evet belki mezun olacağım o yüzden bir burukluk var ama bir BAU'lu asla mezun olmaz.Belgeler üzerinde mezun olmuştur ama yine de okula gelir , oranın öğrencisidir.
BAU ile aramda duygusal bir bağ oluştu.Bu insanlara biraz çocuksu geliyor , bazen de inanmıyorlar.Belki de inanmak istemiyorlar.Ben en çıkmazdayken , 12.sınıfta üniversite sınavıma 1 ay kala öğrendim Bahçeşehir'i.O zamana kadar vakıf üniversitelerinden bir haberdim.Stajdayken aradım , araştırdım , konuştum.Ailem asla tek başıma uzak yerlere gitmeme izin vermezdi.Ama ben inat ettim.Onlara söylemeden Beşiktaş'a geldim.Hayatımda ilk kez yanımda kimse olmadan vapura binip karşıya geçtim.18 yaşımda falandım.Şimdilerde 4-5. sınıfta okuyan çocuklar görüyorum.Hem şaşırıyor hem korkuyorum.Konumuza gelirsek , BAU'ya ilk geldiğimde duvarlarına dokunarak yürüdüm.Sanırım o duygusal bağ o ânda oluştu.Daha sonra duvarlardaki resimleri gördüm , öğrencilerin gülüşlerini , öğrenci dolaplarını.. İşte dedim olmak istediğim yer ! Tam 3 kez BAU'yu ziyaret ettim.Hiç geri çevirmediler.Ama tercih günlerinde ağlayarak çıktığımı da hatırlıyorum.Puanım yetmez sanmıştım.Bittiğim ândı..
Yazın Kaş Uğur Dershanesi ile tanıştım.Kendi lisemdeki öğretmenimle konuştum.İkisi de puanımın yeteceğini söyleseler de , (hatta %100 burs bile tutuyordu) ben korkudan %50 burslu olarak tercihimi yapmıştım.Ama bir bakıma dershanedeki bayan hoca benim BAU'da okumamı sağladı."KENDİ İSTEDİĞİN ÜNİVERSİTEYİ BAŞA YAZ" demişti.Bunu neden büyük harfle yazdım dersem .. Babam eve yakın bir üniversitede okumamı istemişti.Ama ben burayı görmüştüm,kararımı vermiştim.Biz öğrencilerin sorunlarından biri de istediğimiz şeyleri yapamayışımız.Ama güzel bir sonucu oldu bu olayın.Babam , benim kendi ayaklarımın üzerinde durduğumu gördü , bana saygı duydu.He bir tek dersler geç bittiğinde ve kar olduğunda korkuyor orası ayrı.
Konuyu bağlamak gerekirse , çalışsak da çalışmasak da sınavdan korkuyoruz.Yabancı ülkelerde kabul mektupları oluyor.Bunu filmlerde hep görmüştüm ve heveslenmiştim.Sonra bizim okul da böyle bir çalışma başlattı.APPLYBAU.
Hayallerimiz , düşüncelerimiz , yaptıklarımız , yapacaklarımız , kısacası bizi biz olduğumuz için kabul eden bir uygulama ortaya çıktı.İyi ki de oldu.Bizim buna ihtiyacımız var.Seviyemiz bir sınav sistemi tarafından ölçülüyor.Belki bizlerde ne cevherler var.Kim bilebilir ? Zaten bilinmeden eleniyoruz.Ama işte APPLYBAU öyle yapmıyor.İlk süreç başvuru mektubunuzla başlıyor , değerlendiriliyorsunuz ve belki mülakata çağırılıyorsunuz.Ben o mülakat gününü iple çekiyorum.O gün geldiğinde anlatacak daha çok şeyim olsun istiyorum.Unutmadan başvurunuzda Matematik , Fen ya da Türkçe bilginiz istenmiyor.Yazım yanlışlarınız dışında. :)
Ben şuan Dış Ticaret okuyorum.İlk başta delilik gibi geldi.3 sene okuduktan sonra Yeni Medya bölümünü okumak istemek.Ama nedenlerimi düşününce hak verdim kendime.İlk önceleri yazık ederim senelerime dedim.3 sene çöpe gitmesin.Ama sonra anladım ki bunları kendim için düşünmüyorum."Başkası ne düşünür ? Ne derler ? " diye düşünmüşüm.Zaten o an APPLYBAU'ya başvurumu yapmak istediğimi anladım, kesinleştirdim.Tam bir sene boyunca kabul mektubumu yazdım , yeniden sildim , düzenledim.Sonra bir akşam gönderdim.Gençlere ışık tutmak,cocuklara yardım etmek istiyorum.Bunun da bir hikayesi var.Beklenmedik bir mutluluk içerikli.Bunu bir sokak çocuğuna o haberi yokken aldığım pasta sebep oldu.Babasının ellerini yukarı kaldırıp dua etmesi , çocuğun yüzündeki gülümseme , gözlerindeki ışık beni eğitim alanına çekti.Yoksa ben kendi hâlimde okuluna giden , ekonomiyi düşünen bir kızdım.Ama bu meslek soğuk geldi bana, insanlarla iç içe olamiyorum , onlara yardım edemiyorum , sorularını cevaplayamıyorum.Dış ticareti bırakmaya niyetim de yok , o alanda da kendimi geliştiriyorum ama daha çok kişilerle , çocuklarla , sorunlarla ve çözümlerle birlikte mutlu olduğumu anladım.Bunun için çalışmalarıma başladım.Sizler için küçük , benim için kocaman bir çalışma..Arada bir kendime "Ben ne yapıyorum ? Yaşıyor muyum ? İyi miyim , kötü müyüm ? Ne hissediyorum ya ben ? diyorum.Çünkü o kadar çok rutinleşti ki hayatım kendimi unutuyorum.Bunları düşünürken dışarıyı da gözlemliyorum.Okulda olması gereken bir çocuk var ama kimse onu görmüyor.Çocuk perişan , çocuk mutsuz.Bazen bir okulda, olmadı kahvede çocuklara ders anlatırken , okul gereçleri yardımında bulunurken düşünüyorum kendimi.Ne güzel olurdu ! Çocukların yüzündeki gülümsemeyi görmeyi seviyorum.Bunu pasta aldığım çocuk ve kendi kardeşimin gözünde gördüm.O gülümsemeler için daha çok çalışmam lazım.Konudan konuya atladım biliyorum ama o kadar çok şey hissediyorum ki...
YGS 'de barajı geçebilir miyim bilmiyorum.Heyecanımın yanında hâla korku var.Ama inanıyorum ki , bu sınavı kazanamasam da çocukların sevgisini kazanacağım , çalışmalarımı sürdüreceğim , BAU'dan mezun olsam da yine buranın öğrencisi olacağım , o duvarlara tekrar elleyecek , C terasta yazıların bulunduğu duvara tekrar bir şeyler yazacağım.Bitti diye bir son olmayacak , bu hikaye her zaman devam edecek..
Sevgilerimle..
Ağustos gelir.Beklediğiniz sonuçlar açıklanır.Ağlamaklı bir gülümseme beliriverir yüzünüzde.Belki bir sevinç çığlığı patlayabilir.Herkes gözlerinizdeki ışıltıyı o mutluluğu hissedebilir...
İşte ben tüm bunları üniversiteyi kazandığım yılın yaz mevsiminde yazdığım defterde okudum.Tabi şimdi daha bir edebiyatlaştırdım fakat duygular aynı.Okuduklarınız 2012 yılına ait şeyler.Yıl şimdi 2015 ama o heyecanım hâla yerinde duruyor , hâla mutluyum evet belki mezun olacağım o yüzden bir burukluk var ama bir BAU'lu asla mezun olmaz.Belgeler üzerinde mezun olmuştur ama yine de okula gelir , oranın öğrencisidir.
BAU ile aramda duygusal bir bağ oluştu.Bu insanlara biraz çocuksu geliyor , bazen de inanmıyorlar.Belki de inanmak istemiyorlar.Ben en çıkmazdayken , 12.sınıfta üniversite sınavıma 1 ay kala öğrendim Bahçeşehir'i.O zamana kadar vakıf üniversitelerinden bir haberdim.Stajdayken aradım , araştırdım , konuştum.Ailem asla tek başıma uzak yerlere gitmeme izin vermezdi.Ama ben inat ettim.Onlara söylemeden Beşiktaş'a geldim.Hayatımda ilk kez yanımda kimse olmadan vapura binip karşıya geçtim.18 yaşımda falandım.Şimdilerde 4-5. sınıfta okuyan çocuklar görüyorum.Hem şaşırıyor hem korkuyorum.Konumuza gelirsek , BAU'ya ilk geldiğimde duvarlarına dokunarak yürüdüm.Sanırım o duygusal bağ o ânda oluştu.Daha sonra duvarlardaki resimleri gördüm , öğrencilerin gülüşlerini , öğrenci dolaplarını.. İşte dedim olmak istediğim yer ! Tam 3 kez BAU'yu ziyaret ettim.Hiç geri çevirmediler.Ama tercih günlerinde ağlayarak çıktığımı da hatırlıyorum.Puanım yetmez sanmıştım.Bittiğim ândı..
Yazın Kaş Uğur Dershanesi ile tanıştım.Kendi lisemdeki öğretmenimle konuştum.İkisi de puanımın yeteceğini söyleseler de , (hatta %100 burs bile tutuyordu) ben korkudan %50 burslu olarak tercihimi yapmıştım.Ama bir bakıma dershanedeki bayan hoca benim BAU'da okumamı sağladı."KENDİ İSTEDİĞİN ÜNİVERSİTEYİ BAŞA YAZ" demişti.Bunu neden büyük harfle yazdım dersem .. Babam eve yakın bir üniversitede okumamı istemişti.Ama ben burayı görmüştüm,kararımı vermiştim.Biz öğrencilerin sorunlarından biri de istediğimiz şeyleri yapamayışımız.Ama güzel bir sonucu oldu bu olayın.Babam , benim kendi ayaklarımın üzerinde durduğumu gördü , bana saygı duydu.He bir tek dersler geç bittiğinde ve kar olduğunda korkuyor orası ayrı.
Konuyu bağlamak gerekirse , çalışsak da çalışmasak da sınavdan korkuyoruz.Yabancı ülkelerde kabul mektupları oluyor.Bunu filmlerde hep görmüştüm ve heveslenmiştim.Sonra bizim okul da böyle bir çalışma başlattı.APPLYBAU.
Hayallerimiz , düşüncelerimiz , yaptıklarımız , yapacaklarımız , kısacası bizi biz olduğumuz için kabul eden bir uygulama ortaya çıktı.İyi ki de oldu.Bizim buna ihtiyacımız var.Seviyemiz bir sınav sistemi tarafından ölçülüyor.Belki bizlerde ne cevherler var.Kim bilebilir ? Zaten bilinmeden eleniyoruz.Ama işte APPLYBAU öyle yapmıyor.İlk süreç başvuru mektubunuzla başlıyor , değerlendiriliyorsunuz ve belki mülakata çağırılıyorsunuz.Ben o mülakat gününü iple çekiyorum.O gün geldiğinde anlatacak daha çok şeyim olsun istiyorum.Unutmadan başvurunuzda Matematik , Fen ya da Türkçe bilginiz istenmiyor.Yazım yanlışlarınız dışında. :)
Ben şuan Dış Ticaret okuyorum.İlk başta delilik gibi geldi.3 sene okuduktan sonra Yeni Medya bölümünü okumak istemek.Ama nedenlerimi düşününce hak verdim kendime.İlk önceleri yazık ederim senelerime dedim.3 sene çöpe gitmesin.Ama sonra anladım ki bunları kendim için düşünmüyorum."Başkası ne düşünür ? Ne derler ? " diye düşünmüşüm.Zaten o an APPLYBAU'ya başvurumu yapmak istediğimi anladım, kesinleştirdim.Tam bir sene boyunca kabul mektubumu yazdım , yeniden sildim , düzenledim.Sonra bir akşam gönderdim.Gençlere ışık tutmak,cocuklara yardım etmek istiyorum.Bunun da bir hikayesi var.Beklenmedik bir mutluluk içerikli.Bunu bir sokak çocuğuna o haberi yokken aldığım pasta sebep oldu.Babasının ellerini yukarı kaldırıp dua etmesi , çocuğun yüzündeki gülümseme , gözlerindeki ışık beni eğitim alanına çekti.Yoksa ben kendi hâlimde okuluna giden , ekonomiyi düşünen bir kızdım.Ama bu meslek soğuk geldi bana, insanlarla iç içe olamiyorum , onlara yardım edemiyorum , sorularını cevaplayamıyorum.Dış ticareti bırakmaya niyetim de yok , o alanda da kendimi geliştiriyorum ama daha çok kişilerle , çocuklarla , sorunlarla ve çözümlerle birlikte mutlu olduğumu anladım.Bunun için çalışmalarıma başladım.Sizler için küçük , benim için kocaman bir çalışma..Arada bir kendime "Ben ne yapıyorum ? Yaşıyor muyum ? İyi miyim , kötü müyüm ? Ne hissediyorum ya ben ? diyorum.Çünkü o kadar çok rutinleşti ki hayatım kendimi unutuyorum.Bunları düşünürken dışarıyı da gözlemliyorum.Okulda olması gereken bir çocuk var ama kimse onu görmüyor.Çocuk perişan , çocuk mutsuz.Bazen bir okulda, olmadı kahvede çocuklara ders anlatırken , okul gereçleri yardımında bulunurken düşünüyorum kendimi.Ne güzel olurdu ! Çocukların yüzündeki gülümsemeyi görmeyi seviyorum.Bunu pasta aldığım çocuk ve kendi kardeşimin gözünde gördüm.O gülümsemeler için daha çok çalışmam lazım.Konudan konuya atladım biliyorum ama o kadar çok şey hissediyorum ki...
YGS 'de barajı geçebilir miyim bilmiyorum.Heyecanımın yanında hâla korku var.Ama inanıyorum ki , bu sınavı kazanamasam da çocukların sevgisini kazanacağım , çalışmalarımı sürdüreceğim , BAU'dan mezun olsam da yine buranın öğrencisi olacağım , o duvarlara tekrar elleyecek , C terasta yazıların bulunduğu duvara tekrar bir şeyler yazacağım.Bitti diye bir son olmayacak , bu hikaye her zaman devam edecek..
Sevgilerimle..
3 Ocak 2015 Cumartesi
Bu yeni yıl sizin yılınız olsun !
Evetttt.Sonunda 2015 yılına girmiş bulunmaktayız.Hatta 3,5 gün geçti gitti...
Şunu yapacağım, bunu yapacağım , şundan vazgeçeceğim , artık işimden ayrılıp sevdiğim işe odaklanacağım , sevgilimden ayrılacağım , kendi ayaklarımın üzerinde duracağım , fazla yemeyeceğim , spor yapacağım , sınavlarıma bu sefer daha çok çalışacağım , ailemi üzmeyeceğim , daha az internette vakit geçireceğim vb. şeyleri hayata geçirmek için güzel bir sene olacağını düşünüyoruz.İnşallah öyle olur.Ama bunları yapabilmemiz için yine çalışmamız , düşünmemiz , beyin fırtınası yapmamız gerekiyor.
Bu sene en kötü alışkanlıklarımızı bırakmamızın yılı olsun.Ben ertelemekten nefret ettiğim hâlde , yine de bazı şeyleri erteliyorum.Bunu yaparken ne kadar çok hata yaptığımın farkındayım ama içimdeki ses o an "yapma sonra yaparsın" diyor.Sonralar birikiyor şu anki pişmanlığı yaşamama sebep oluyor.İngilizceyi seven biri olarak,çalışma kağıtlarımı bir günde silip yutmayı amaçlamam bir hayaldi.Hayal olarak kaldı.Ama gece yarısı da olsa çalışırım ben.Şimdi yaptığım gibi.İçimde kaldığı için bırakıp gidemiyorum.
Neyse konumuzdan sapmayalım.Sonuç olarak bu sene erteleme alışkanlığımızı en aza indirgemeye çalışalım.
Bu sene nefret ve diğer kötü duygular olmasın hayatımızda.Bu sene sevelim , sevilelim.Sadece sevgili konusunda değil ; hayat,çiçekler,arkadaşlar,aile,çikolata,güneş,kar,yağmur,deniz havası,sabah yürüyüşü,kitap kokusu gibi.Hayattan çok büyük şeyler bekliyoruz ama bilmiyoruz ki mutluluk küçük şeylerde saklı. :)23 Kasım 2014 Pazar
Öğretmenler Günü..!
Öğretmenlerimiz ! Doğuda-Batıda çalışan, atanmayı bekleyen binlerce öğretmen..Öğretmen olmak için okuyanlar..Çocukken öğretmen olma hayali olanlar..
Aslında öğretmenler için sadece bugün kutlamalar ya da güzel sözler söylenmemeli.Her zaman yapılmalı..Çünkü onlardı bizi bu zamana kadar yetiştiren,İlkokul yıllarımızda ailemizden aldığımız terbiyenin,bilgilerin üzerine bir şeyler ekleyen, bize hayat dersi veren...
Ben Öğretmenlerime karşı hep bir manevi sevgi&saygı ile yaklaştım.Onları incitmemeye çalıştım.Bazılarımız hoca ders anlatırken gürültü çıkarırken ben kabuğuma çekilmiş sessizce öğretmenimi dinliyordum.İlk öğretmenlerim annemle babam oldu.Babamdan çok nasihatler dinledim.Onun ağzından hayatı öğrendim .Bana doğru ile yanlışın ne olduklarını çok iyi öğrettiler.Arkadaşlarıma özenmeyeyim diye babam elinden geleni yaptı.O yüzden aslında bugünü biraz da Ailemiz için kutlamamız gerek.İlk önce ailemizden öğreniyoruz ne de olsa..
Benim çok fazla öğretmenim oldu ama bana ben olduğum için değer veren,öğrencilerini ayırmayan çok az hocam oldu...1. sınıf hocamız çalışkan ve çalışkan olmayanları ayırıp beni başka bir öğretmenin sınıfına göndermişti.O zamanlar kendimi çok değersiz hissetmiştim.Düşünsenize 1. sınıftasınız ve ilk karşılaştırılmayı 7 yaşınızda öğreniyorsunuz.Ama şimdi iyi de öyle yapmış diyorum.Çünkü şanslıydım..Bana ben olduğum için değer veren,öğrencilerine karşı ayrım yapmayan çok tatlı bir öğretmenim olmuştu.4 sene boyunca onunla büyüdüm,ondan çok şey öğrendim.Daha sonra ortaokulda Edebiyat öğretmenimiz geldi.Ben derslerde çok heyecanlanan ve korkan bir öğrenciydim..Neredeyse her ders sonunda beni tahtaya çıkartır ve soru sorardı.İlk başlarda cevaplayamayacağım diye korkardım, utanırdım.Ama kendime olan güvenim yavaş yavaş artmaya başlamıştı.Onun sayesinde bir adım atmıştım.
Lisede de çok değerli öğretmenlerim oldu.Arkadaşımın durumu pek iç açıcı değildi ve babamla babası müdür yardımcısına gitmişlerdi.Ve Babamı gururlandıran bir şey olmuş ki eve gelirken çok mutluydu..Müdür yardımcısı sizin kızınızın durumu çok iyi demiş (benim için) ve çok gururlanmıştı.Tabii bir öğretmenin bunları demesi o kadar da kolay değil.Başarı kolay elde edilmiyor.Lisede çok çalışmıştım ve gerçekten de bu sözü hak etmiştim.
Sonra BAU ile tanıştım...Geçen yıl derste ders öğrendiğim gibi hayat dersleri de aldım.Her İngilizce dersine girdiğimde sanki sınıfta değildim de geleceğimdeydım.Her ders bıkmadan aynı konuları anlatan hocamız vardı.Ondaki sabrı kimsede görmedim bugüne kadar.Her şey bizim öğrenmemiz içindi.Şahsen öğretmenler odasının olduğu yere bir günde defalarca gidiyorum.İlk başlarda kovulacağımı düşünmedim değildi.Ama size değer verilmek nedir bilir misiniz ? Hele ki bir de öğrenciyseniz ! Ben kendimi çok şanslı hissediyorum bu konuda.Çünkü her gün yanlarına gittiğim hocalarımdan güler yüzler ve güzel sözler duyuyorum.Ders için bir şeyler soruyorsam onlar kadar hatırlarını sormak içinde yanlarına gidiyorum.Biz bir aileyiz demişlerdi.Ben gerçekten de ikinci ailemi buldum.Bu sene BAU'daki son senem.Okuldaki son Öğretmenler Günüm olacak.Ama biz bir aileyiz.Her zaman bu devam edecek....Bu zamana kadar gerçekten de çok şey öğrendim , öğrenmeye de devam ediyorum.Ben de ulaşacağım her çocuğa bir şeyler öğretmek istiyorum.O yüzden Öğretmen olma yolunda ilerliyorum.(Bölümüm Dış Ticaret olsa bile.)Çünkü buna hiçbir şey engel olamaz.
Benim gibi öğretmen olma yolunda ilerleyenlerin,hayalleri olanların,ailemin ve üzerimde emeği olan tüm öğretmenlerimin Öğretmenler Gününü kutluyorum !
Aslında öğretmenler için sadece bugün kutlamalar ya da güzel sözler söylenmemeli.Her zaman yapılmalı..Çünkü onlardı bizi bu zamana kadar yetiştiren,İlkokul yıllarımızda ailemizden aldığımız terbiyenin,bilgilerin üzerine bir şeyler ekleyen, bize hayat dersi veren...
Ben Öğretmenlerime karşı hep bir manevi sevgi&saygı ile yaklaştım.Onları incitmemeye çalıştım.Bazılarımız hoca ders anlatırken gürültü çıkarırken ben kabuğuma çekilmiş sessizce öğretmenimi dinliyordum.İlk öğretmenlerim annemle babam oldu.Babamdan çok nasihatler dinledim.Onun ağzından hayatı öğrendim .Bana doğru ile yanlışın ne olduklarını çok iyi öğrettiler.Arkadaşlarıma özenmeyeyim diye babam elinden geleni yaptı.O yüzden aslında bugünü biraz da Ailemiz için kutlamamız gerek.İlk önce ailemizden öğreniyoruz ne de olsa..
Benim çok fazla öğretmenim oldu ama bana ben olduğum için değer veren,öğrencilerini ayırmayan çok az hocam oldu...1. sınıf hocamız çalışkan ve çalışkan olmayanları ayırıp beni başka bir öğretmenin sınıfına göndermişti.O zamanlar kendimi çok değersiz hissetmiştim.Düşünsenize 1. sınıftasınız ve ilk karşılaştırılmayı 7 yaşınızda öğreniyorsunuz.Ama şimdi iyi de öyle yapmış diyorum.Çünkü şanslıydım..Bana ben olduğum için değer veren,öğrencilerine karşı ayrım yapmayan çok tatlı bir öğretmenim olmuştu.4 sene boyunca onunla büyüdüm,ondan çok şey öğrendim.Daha sonra ortaokulda Edebiyat öğretmenimiz geldi.Ben derslerde çok heyecanlanan ve korkan bir öğrenciydim..Neredeyse her ders sonunda beni tahtaya çıkartır ve soru sorardı.İlk başlarda cevaplayamayacağım diye korkardım, utanırdım.Ama kendime olan güvenim yavaş yavaş artmaya başlamıştı.Onun sayesinde bir adım atmıştım.
Lisede de çok değerli öğretmenlerim oldu.Arkadaşımın durumu pek iç açıcı değildi ve babamla babası müdür yardımcısına gitmişlerdi.Ve Babamı gururlandıran bir şey olmuş ki eve gelirken çok mutluydu..Müdür yardımcısı sizin kızınızın durumu çok iyi demiş (benim için) ve çok gururlanmıştı.Tabii bir öğretmenin bunları demesi o kadar da kolay değil.Başarı kolay elde edilmiyor.Lisede çok çalışmıştım ve gerçekten de bu sözü hak etmiştim.
Sonra BAU ile tanıştım...Geçen yıl derste ders öğrendiğim gibi hayat dersleri de aldım.Her İngilizce dersine girdiğimde sanki sınıfta değildim de geleceğimdeydım.Her ders bıkmadan aynı konuları anlatan hocamız vardı.Ondaki sabrı kimsede görmedim bugüne kadar.Her şey bizim öğrenmemiz içindi.Şahsen öğretmenler odasının olduğu yere bir günde defalarca gidiyorum.İlk başlarda kovulacağımı düşünmedim değildi.Ama size değer verilmek nedir bilir misiniz ? Hele ki bir de öğrenciyseniz ! Ben kendimi çok şanslı hissediyorum bu konuda.Çünkü her gün yanlarına gittiğim hocalarımdan güler yüzler ve güzel sözler duyuyorum.Ders için bir şeyler soruyorsam onlar kadar hatırlarını sormak içinde yanlarına gidiyorum.Biz bir aileyiz demişlerdi.Ben gerçekten de ikinci ailemi buldum.Bu sene BAU'daki son senem.Okuldaki son Öğretmenler Günüm olacak.Ama biz bir aileyiz.Her zaman bu devam edecek....Bu zamana kadar gerçekten de çok şey öğrendim , öğrenmeye de devam ediyorum.Ben de ulaşacağım her çocuğa bir şeyler öğretmek istiyorum.O yüzden Öğretmen olma yolunda ilerliyorum.(Bölümüm Dış Ticaret olsa bile.)Çünkü buna hiçbir şey engel olamaz.
Benim gibi öğretmen olma yolunda ilerleyenlerin,hayalleri olanların,ailemin ve üzerimde emeği olan tüm öğretmenlerimin Öğretmenler Gününü kutluyorum !
18 Kasım 2014 Salı
Farklı çözümler - Engellere takılıp geri dönmek yokkk !!!
Bugünkü yazım renkli olsun istedim..!
Asıl sorun bizim engeller karşısındaki durumumuz.Otobüs bekler gibi bekliyoruz.Ne kadar da güzel ! .Trafik için 'muhteşem trafik var' derim ve bazıları bana bakar muhteşem trafiğin neresi güzel diye bir bakış atarlar ama anlamazlar beni.Ben artık önemsiz şeyler için mutsuz olmak istemiyorum.O yüzden olumsuz şeyler olsa da olumluya çekmeye çalışıyorum.Neyse bugünkü konumuza dönersek...
Yapamadıklarımızın ve engellerin karşısında duruyoruz.Bir adım geri gidiyoruz.Tek sefer deniyoruz olmadığında ise "Amann boşver , olmadıysa olmadı" gibi şeylerle teselli ediyoruz kendimizi.Başka bir çözüm arayışı mı ? İşte o huy çok az insanda bulunuyor.Hatta yok denecek kadar da az olabilir.Çünkü o kadar çok inanmışız ki yapamayacağımız işin olmayacağına boşa zaman harcamaktansa öyle kalmasını istiyoruz.Çok yanlış şeyler bunlar.Başarı öyle kolay elde edilmiyor.Vizelerde bir hocamız 4 sunumdan ilk ve ikincisinden çok soru çıkmayacağını ve sonlara ağırlık vermemiz gerektiğini söylemişti.İlk ve ikinci sunumlardan sorabilme ihtimali olanlarını da not ettirmişti.Ama bizimkiler "Hocam ya çok konu var ya da başka nelerden çıkacak " tarzında şeyler sormuştu.O tipler Armut piş ağzıma düş moduna çok alışmışlar sanırım.Başarmak için çabalamak gerekir, engeller karşısında yılmamak gerekir.Ve bugün bunu anladım ki gerçekten engel çıktığında çok korkuyoruz.Ya yapamazsam ya olmazsa diye umutsuzluğa kapılıyoruz ve denemekten vazgeçiyoruz.Buna benzer yazılarım evet oldu belki yine aynı şeyleri yazıyorumdur ama insan bazen bir şeyi defalarca yaşayabilir.Ben mezun olduğum okulda öğrencilere sunum yapıyorum.Onlarla konuşuyorum.Onları anlamaya çalışıyor ve sorunlara karşı nasıl çözüm önerisi bulabiliriz , onları diğerlerinden ayıran özelliklerini nasıl keşfedebiliriz onlar hakkında düşünüyoruz.Bugün ikincisini yapmayı düşündüm ama olmadı.Ben de diğer okullara başvurdum.Müdürleriyle konuştum ve çok güzel&olumlu cevaplar aldım.Tabii bu çokkkk küçük bir örnek..Ne oldu karşıma engel çıktı.Bir sebepten ötürü bugünkü konuşmamı yapamadım.Ama umutsuzca eve gitmektense başka okullara daha gidip çözüm aradım.Zaten diğer çocuklara da ulaşmak istiyordum böylelikle daha hızlı oldu.Sonuçta eve umutsuz değil güle oynaya döndüm.Daha fazla öğrenciye seslenmek onlarla geleceklerini konuşmayı ve onlara ilham kaynağı olmayı istiyor ve seviyorum.Bilemiyorum uygun olur mu ama Bir kapı kapanır başka bir kapı açılır diye boşuna dememişler.Benim kapılarım kapanmadı aksine daha da açıldı.Açılmaya da devam eder İnşallah.Ama dediğim gibi gücüm yok deyip geride durmak yok.Engellere karşı daha dinç daha güçlü olmamız gerek.Alternatif yollar aramalıyız,sorunlara farklı farklı çözümler bulmalıyız.Her şey bizim elimizde.O duygular bizim beynimizde , bizim sesimizde.İyi olanları hayata katmalı kötüleri sessize almalıyız ! :)
15 Kasım 2014 Cumartesi
Neden Vizelere bu kadar olumsuz yaklaşıyoruz ?
Evet bu haftadaki konumuz vizeler...Aslina bakarsanız vize stresi,korkusu lisede basliyor.Bizden büyük üniversite öğrencilerinin üniversite hayatlarini anlatırken ilk değindikleri konulardan biri.Korkunç bir sekilde anlatiliyor.Yok efendim yapamazsin,cokkk zor,çan eğrisi diye bir sistem var da falan filan diye üniversiteye hazirlananlar vizelerin cok zor olduğunu düşünüyor.Tabii ki zorluk derecesi öğrenciden öğrenciye değişiyor.
Aslında vizeler o kadar da düşündüğümüz kadar zor değil ve bunun böyle algılanmasına kim sebep oldu çok merak ediyorum.
Öğrenci zaten okumak istediği bölümü zekasina bilgisine göre seçiyor.Ben Finansal Matematik ve Istatistik dersi almak zorunda olduğumu bile bile Dış Ticareti sectim.Pisman da değilim.Riski göze aldım.Cok çalışmam gerektiğini biliyordum pes etmedim. Sinavlarimda ilk basta yapamayacagimi dusundum ama aklımda olanlari derleyip toplayip sinava da konsantre olunca basardim.
★Yani ilk olarak bölümdeki derslere bakarsak ileride nelerle karsilabilecegimizi az çok biliriz.
Dersi derste anlamak..Biz öğrencilerin en alışık olduğu derse girmeme modası!!! Derse neden girmediklerini hala anlamış değilim.Ama diyeceğim şudur ki derse girmiyorsan anlatilanlari dinlemiyorsan buyrun sizi dışarı alalim ..Baştan kaybedersiniz.Hocanin verdiği örneklerin , derste konusulanlarin ne kadar önemli olduğunu tahmin edemezsiniz.Konuyu anlamadiginizda verilen örnekle bağlarsaniz hem akilda kalıcı olur hem de sorunu çözmüş olursunuz.
★Derslere katılın,not tutun..
Tekrar meselesine gelelim..Açıkçası ben her gün tekrar yapmayan birisiyim.Bunun ne kadar yanlış olduğunu da biliyorum.Ama derste dinlediklerim aklıma gelebiliyor.Daha çok hafta sonlari tekrar yapiyorum.Ileriki haftaya on hazirlik olsun diye.Ama tekrar önemli.Özellikle de Yabancı Dil konusunda.
★Her gün olmasa da her hafta tekrar yapın.
Ogrenmenizin ennn güzel yollarından biri de Soru Sormak..Anlasam da sorarim anlamasam da.Bazen en kolay şeyleri anlamam, öğretmene sorduğumda arkadaşlarım alay eder
Gecen senelerde onlari çok kafaya takıyordum ama ne kadar gereksiz oldugunu öğrendim.Onlarin anlamadiklarini da ben anlıyorum ödesmis oluyoruz :)) Neyse konumuza gelirsek..Devlet okullarında hoca anlatır ve gider bir daha bulamazsin onu diyeleri cok gordum.Onun da cevabı Üniversite kutuphaneleri.Hocalar elbet dunyada olmayan bilgileri size sunmuyorlar.Onlar da ogrenci oldular.Şuanda öğretmen oldularsa demek ki bilgi istenildiğinde ve aradığında bulunuyormus !
★Soru sorun,anlamadiginiz yerleri tekrar ettirin.Araştırın !
Evet benim yaptıklarım bunlar.Ozel tarif diye herkese dedigim sey aslında her öğrencinin klasik olarak yaptiklari,basarili olmak için yapmak zorunda olduklari.Vizelere gelirsek Şahsen zor değiller.Kolay da degiller.Armut piş ağzıma düş olmazz :)) Siz de çalışma metodlarinizi belirler ve geliştirirseniz zor kelimesi ortadan kalkmış olur :))
Aslında vizeler o kadar da düşündüğümüz kadar zor değil ve bunun böyle algılanmasına kim sebep oldu çok merak ediyorum.
Öğrenci zaten okumak istediği bölümü zekasina bilgisine göre seçiyor.Ben Finansal Matematik ve Istatistik dersi almak zorunda olduğumu bile bile Dış Ticareti sectim.Pisman da değilim.Riski göze aldım.Cok çalışmam gerektiğini biliyordum pes etmedim. Sinavlarimda ilk basta yapamayacagimi dusundum ama aklımda olanlari derleyip toplayip sinava da konsantre olunca basardim.
★Yani ilk olarak bölümdeki derslere bakarsak ileride nelerle karsilabilecegimizi az çok biliriz.
Dersi derste anlamak..Biz öğrencilerin en alışık olduğu derse girmeme modası!!! Derse neden girmediklerini hala anlamış değilim.Ama diyeceğim şudur ki derse girmiyorsan anlatilanlari dinlemiyorsan buyrun sizi dışarı alalim ..Baştan kaybedersiniz.Hocanin verdiği örneklerin , derste konusulanlarin ne kadar önemli olduğunu tahmin edemezsiniz.Konuyu anlamadiginizda verilen örnekle bağlarsaniz hem akilda kalıcı olur hem de sorunu çözmüş olursunuz.
★Derslere katılın,not tutun..
Tekrar meselesine gelelim..Açıkçası ben her gün tekrar yapmayan birisiyim.Bunun ne kadar yanlış olduğunu da biliyorum.Ama derste dinlediklerim aklıma gelebiliyor.Daha çok hafta sonlari tekrar yapiyorum.Ileriki haftaya on hazirlik olsun diye.Ama tekrar önemli.Özellikle de Yabancı Dil konusunda.
★Her gün olmasa da her hafta tekrar yapın.
Ogrenmenizin ennn güzel yollarından biri de Soru Sormak..Anlasam da sorarim anlamasam da.Bazen en kolay şeyleri anlamam, öğretmene sorduğumda arkadaşlarım alay eder
Gecen senelerde onlari çok kafaya takıyordum ama ne kadar gereksiz oldugunu öğrendim.Onlarin anlamadiklarini da ben anlıyorum ödesmis oluyoruz :)) Neyse konumuza gelirsek..Devlet okullarında hoca anlatır ve gider bir daha bulamazsin onu diyeleri cok gordum.Onun da cevabı Üniversite kutuphaneleri.Hocalar elbet dunyada olmayan bilgileri size sunmuyorlar.Onlar da ogrenci oldular.Şuanda öğretmen oldularsa demek ki bilgi istenildiğinde ve aradığında bulunuyormus !
★Soru sorun,anlamadiginiz yerleri tekrar ettirin.Araştırın !
Evet benim yaptıklarım bunlar.Ozel tarif diye herkese dedigim sey aslında her öğrencinin klasik olarak yaptiklari,basarili olmak için yapmak zorunda olduklari.Vizelere gelirsek Şahsen zor değiller.Kolay da degiller.Armut piş ağzıma düş olmazz :)) Siz de çalışma metodlarinizi belirler ve geliştirirseniz zor kelimesi ortadan kalkmış olur :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
